loader image

Başbakanımız Sn. Recep Tayyip Erdoğan’ın 13 Mayıs 2014 Grup Konuşması

Haftalık Grup Toplantımızın açılışında sizleri sevgiyle, saygıyla selamlıyor, Grup Toplantımızın hayırlara vesile olmasını Rabbimden niyaz ediyorum.

Bu haftaki Grup Toplantımıza katılan tüm misafirlerimize de hoş geldiniz diyor, coşkularından, heyecanlarından dolayı her bir misafirimize teşekkür ediyorum.

Değerli arkadaşlarım, son 2 hafta içinde sporda önemli başarılara sahip olduk. Bakü’de düzenlenen Avrupa Tekvando Şampiyonasında milli tekvandocumuz Servet Tazegül şampiyon oldu. Kendisini bir kez daha buradan, Grubumuzdan tebrik ediyorum.

Balıkesir’i biliyorsunuz Büyükşehir statüsüne kavuşturmuştuk, Balıkesir 30 Mart’ta Büyükşehir Belediye Başkanını seçerken büyük düşünmüş ve AK Parti’yi tercih etmişti. Önceki hafta da Balıkesirspor bir büyük adım attı ve Süper Lige yükseldi. Aynı şekilde aynı grupta İstanbul Büyükşehir Belediyespor’un da daha önce Süper Lige çıkışı kesinleşmişti. Her iki takımı, her iki şehrimizi de tebrik ediyor, takımlarımıza Süper Lig’de başarılar diliyorum.

Elbette şampiyonluğu kesinleşen Fenerbahçe’yi de, tüm futbolcuları, teknik kadrosu, yönetimi ve taraftarlarıyla kutluyor, başarılarının devamını diliyorum.

Bu arada, Galatasaray Tekerlekli Basketbol Takımı da 5’inci kez Avrupa Şampiyonu oldu, Galatasaray Futbol Takımımız da Ziraat Türkiye Kupasını kazandı. Onları da yürekten kutluyor, ülkem, milletim adına kendilerine teşekkür ediyorum.

Bunların yanında, diğer spor branşlarında da gerek ülkemizde, gerekse Avrupa’da başarılara imza atan takımlarımızı da kutluyorum.

Değerli milletvekili arkadaşlarım, ekonomide bir kez daha Mayıs ayı bereketini yaşıyoruz. Hatırlayacağınız gibi, geçen yıl Mayıs ayı ekonomide adeta bir altın dönem olmuştu, üst üste başarılar, üst üste rekorlar gelmişti. Önce Gezi olayları, ardından 17 ve 25 Aralık darbe girişimleriyle ekonomideki bu büyük başarılar gölgelenmek istenmişti, ancak bu oyunlar başarılı olmadı. Türkiye ekonomisi çok hızlı şekilde toparlandı ve yeni rekorlar elde etmeye başladı.

TÜİK rakamlarını açıkladı, Mart ayında ihracatımız bir önceki yılın ayın ayına göre yüzde 12,4 oranında artarak aylık bazda Cumhuriyet tarihimiz boyunca yapılan en yüksek ihracat miktarı olarak kayıtlara geçti.

Türkiye İhracatçılar Meclisi verilerine göre de Nisan ayında ihracatımız yüzde 11,5 arttı.

İlk 4 aylık ihracatımız yüzde 9,5 artışla 53 milyar dolar olurken, geriye dönük 12 aylık ihracatımız da 156 milyar dolarla yeni bir rekorun sahibi oldu.

Değerli kardeşlerim, Merkez Bankası rezervlerimiz aynı şekilde artamaya devam ediyor. 2002 yılında 27,5 milyar dolardan devraldığımız, yani bu malum MHP’den, DSP’den, Anavatan Partisi’nden, bu 3’lü koalisyondan devraldığımız Merkez Bankası rezervi 27,5 milyar dolardı, geçen yıl Mayıs ayında 135 milyar dolara ulaşmıştık. Bütün yaşanan hadiselerin ardından bu düşüşe geçmişti, şimdi ise Merkez Bankası rezervimiz yeniden artış seyrine girdi ve son olarak 130 milyar dolar seviyesini yeniden yakaladı.

Borsa İstanbul, kısa atıyla BİST endeksi de yine geçtiğimiz yıl Mayıs ayında rekor kırmış, tarihinin en yüksek seviyesi olan 93 bin seviyesine yükselmişti. Haziran ve Aralık aylarındaki saldırılar neticesinde 60 bin seviyelerine kadar gerileyen endeks yeniden toparlandı, Mart ayından itibaren yeniden yükselişe geçti ve şu anda 76 bin seviyesini aştı.

Burada önemli refah göstergesini de sizlerle paylaşmak istiyorum.

2009 yılından itibaren TÜİK yurt içinde seyahat yapanların sayısını ve harcama miktarlarını ölçmeye başladı, bu önemli bir olay. 2009 yılının tamamında Türkiye içinde 61 milyon kişi seyahate çıkmış ve toplam 12 milyar lira harcama yapmıştı. 2013 rakamları da yeni açıklandı, 2013 yılının tamamında şimdi 61’den 68 milyona çıktı, yani 68 milyon kişi seyahate çıktı, toplam harcama miktarı da 18,5 milyar liraya ulaştı. Yani yaptığımız duble yollar, tüneller, hızlı trenler, hava yoluna yaptığımız yatırımlar hamdolsun milletimiz tarafından çok yoğun şekilde kullanılıyor.

Seyahat özgürlüğünün temel insan hak ve özgürlükleri içinde çok önemli bir yeri var. Dikkatinizi çekiyorum değerli arkadaşlar, yol inşa etmek sadece ulaşımı temin etmek anlamına gelmez, ulaştırma, denizcilik ve haberleşme alanında attığımız büyük adımlar, yaptığımız büyük yatırımlar sadece Türkiye’yi ekonomik anlamda büyütmekle kalmadı, özgürlüklerin de gelişmesine, yaygınlaşmasına, güçlenmesine ciddi katkılar sağladı.

2003 yılında yılda 2,5 milyon kişi yurt dışına seyahat ederken, şu anda yılda 8 milyon kişi yurt dışına seyahat ediyor. Ulaşım imkanlarını geliştirerek, vizeleri kaldırarak, elbette refah seviyesini artırarak daha çok insanın dünyayı tanımasını, dünyadan haberdar olmasını sağladık.

Haberleşme alanında aynı şekilde özellikle internet altyapısın güçlendirerek 12 yıl öncesiyle kıyas kabul etmeyecek bir özgürlük ortamını oluşturduk. 2003’te geniş bant internet abone sayısı 20 bindi, bakın milyon konuşmuyorum, 20 bindi, şu anda 35 milyon. Türkiye’de haberleşme alanıyla alakalı olarak, yok Twitter’dır, yok Facebook’tur, yok şuydu, yok buydu, bu konuda iktidarımızı lekelemek isteyenler önce bu rakama baksınlar da hizaya gelsinler; nereden nereye?

Şimdi burada bir noktayı tekrar vurgulamak arzusundayım değerli arkadaşlar. Yurt içinde, yurt dışında Türkiye’de özgürlüklerin kısıtlandığı, basın özgürlüğünün daraltıldığı, Türkiye’nin otoriterleştirdiği, daraltıldığı, otoriter bir yapı, diktatör bir yapı oluştuğunu iddia edenler çok yoğun, çok ağır bir propaganda sürecine girmelerinin arkasında nelerin yattığını anlama bakımından bu rakamları veriyorum. Bu algı operasyonudur, bunun üzerinde zaman zaman değerlendirmeler yaptım, en son Afyonkarahisar’daki 22. İstişare Toplantımızda da bu konuya değindim.

Arkadaşlar, Türkiye’de basın özgürlüğü yok diyenler bir zahmet her gün yayınlanan ulusal gazeteleri şöyle önlerine sersinler ve sadece manşetlere baksınlar, mesela Pazar günü çıkan yaklaşık 40 ulusal gazeteyi önlerine koysunlar, o manşetleri okusunlar, Danıştay’ın Kuruluş Yıldönümünde oradaki nezaketsizliğe bizim gösterdiğimiz tepkinin manşetlere nasıl yansıdığını bu basın özgürlüğü yok diyenler bir okusunlar. Özellikle yurt dışında Türkiye’deki basın üzerine ahkam kesenler o manşetleri gördüklerinde inanıyorum ki küçük dillerini yutacaklardır. Zira, o manşetleri dünyanın hiçbir hukuk devletinde, hiçbir demokratik rejimde göremezsiniz, hiçbir ülkede manşetler üzerinden devletlerin ve hükümetlerin bu kadar edep dışı, adap dışı, özellikle de hukuk dışı şekilde tahkir edildiğine asla şahit olamazsınız.

Öyle televizyon kanalları var ki, işte Gezi olaylarında gördük, açık açık yalan söyleyerek 24 saat boyunca gençleri kışkırttılar, halkı sokağa dökmek için her türlü çirkinliğe başvurdular. Dünyanın hiçbir ülkesinde, ne Avrupa’da, ne Amerika’da bu şekilde yayın yapılmasına, bu şekilde tahrik yapılmasına, bu şekilde terör pompalanmasına izin verilmez. Ama bizde öyle bir özgürlük anlayışı var ki, mahkemeler bunu seyrediyor, üstüne üstlük içeride, dışarıda Türkiye’de basın özgürlüğü yok diye propaganda yapılıyor.

Şimdi bir kuruluş dünya ülkelerini özgür, kısmen özgür, özgür değil diye tasnif ediyor. Bu örgütün raporlarında İsrail basın özgürlüğünde veya basın özgürlüğü noktasında dünyanın en özgür ülkelerinden biri olarak gösteriliyor. Sevsinler seni, şu hale bak. Hatta, Ortadoğu’daki en özgür ülke İsrail. Türkiye basın özgürlüğünde bu örgütün raporlarına göre 1980’lerde, yani 12 Eylül’ün sonrasında bugüne nazaran daha özgür bir ülkeymiş. 1990’larda aynı şekilde Türkiye bugüne göre daha özgür bir ülkeymiş. İsim vermiyorum, Türkiye öyle ülkelerin altında gösteriliyor ki, listeyi gösterseniz inanın kahkahadan birbirinizi kırar geçirirsiniz.

Değerli arkadaşlarım, her gün yayınlanan 40 gazetenin önemli bir kısmı ulusal, devlete hükümete sistematik olarak hareket edecek, pek çok köşe yazarı dünyada örneği bulunmayacak derecede her gün sistematik olarak hareket yazacak, sonra da siz Türkiye’yi alacaksınız basının özgür olmadığı ülke diye göstereceksiniz. O bizim için atılan manşetlerden tek bir tanesi bizden daha özgür olduğu iddia edilen ülkelerin gazetelerinde atılsın bakalım, o gazetenin, o gazetecilerin başına neler geliyor.

İşte Almanya’da Hamburg olaylarını gösteriyor diye bizim TRT’yi kablolu yayından çıkardılar. Ben bunu Alman Cumhurbaşkanına söyleyince, yok filan demeye kalktı. Olur mu dedim, çıkarıldı. Bu ülkenin Başbakanıyım ben, ne olduğun dakikası dakikasına takip ediyorum, ama haberi yok tabi. Amerika’da Helen Thomas, bu bir gazeteci, bu gazetecinin işinden kovulmasını, Beyaz Saray’a girişinin yasaklanmasını kimse konuşmuyor.

Bu uluslararası örgüt Türkiye’de 44 gazetecinin tutuklu olduğunu iddia ediyor. Şimdi benden bunu dinle ey örgüt, sen de bir örgütsün. Bu 44 kişiden 19’u zaten tahliye oldu, işi nereden takip ettiği anlamanız bakımından söylüyorum, 6 kişinin yargılanması halen devam ediyor, bu listede adı yer alan bir kişinin kayıtlarda ismi bile yok, 18 kişi ise yargılandı ve haklarında hüküm verildi. Bugün bir kez daha bu 18 kişinin hapisteki gazeteciler diye CHP Genel Başkanı başta olmak üzere, çünkü bunlar bu örgütlerle iltisaklı, bunlarla beraber çalışıyorlar, CHP Genel Başkanı başta olmak üzere içeride, dışarıda istismar edilen bu 18 kişinin hüküm aldıkları eylemleri hatırlatacağım.

Bakın bunlar nelerden hüküm giymişler; tehlikeli maddeleri izin olarak bulundurmak, kişiyi hürriyetinden yoksun etmek, konut dokunulmazlığını ihlal etmek, silahla kasten yaralamak… Gazeteci, nasıl gazeteci bu? Terör örgütüne eleman kazandırmak, 18 yaşından küçük çocukların örgüte katılımını organize etmek, polis memuru öldürmek, helikoptere bombalı saldırıda bulunmak, resmi evrakta sahtecilik, sahte kimlik kullanmak, banka soymak. İçeride CHP’nin, dışarıda malum örgütlerin gazeteci dedikleri kişilerin hüküm aldığı suçlar işte bunlar.

İşte değerli arkadaşlarım, burada özellikle bir noktaya daha dikkat etmemiz lazım, Afyonkarahisar’da istişare toplantımızın da kapanışında bunu ifade ettim, bize, yani Türkiye’ye, yani millete içeride olduğu kadar dışarıda da kibirle bakanlar, kibirle bakmayı alışkanlık haline getirmişler olanlar Türkiye’ye mürebbiye edasıyla parmak sallamayı dışarıda da kendisine hak görenler var. Bunu sadece Türkiye’ye yapmıyorlar, dünya üzerindeki birçok ülkeye böyle kibirle, böyle tepeden bakışla yaklaşıyorlar.

Siz burada bir gazetenin manşetini eleştirirseniz hemen diktatör yaftası yapıştırıyorlar, ama kendi ülkelerinde bunu yapmıyorlar, yapamıyorlar. Siz burada örneğin Twitter’ı eleştirirseniz hemen özgürlük düşmanı, ama başka ülkelerde bunun adı hukuk oluyor. Yani bir ticari şirket, ürün satıyor ve bu ürünü Türkiye’de kaçak satıyor, vergi yok, herhangi bir şey yok, reklamından, şundan, bundan elde ettiği devasa imkanlarla vergi kaçakçısı. Dünyada en büyük cezayı vergi kaçakçıları alır. Bunun vergi kaçakçısı olduğunu ilan ettiğim andan itibaren, burada herhangi bir ofisinin olmadığını ilan ettiğim andan itibaren çıktılar geldiler. Mahkeme kararlarına uymuyor, sen nasıl olur da burada istediğin gibi cirit atarsın ya, var mı böyle bir şey? 

Bütün burada yapılan hakaretlere tazminat davası açarsanız, basını baskı altına alıyor diye de propaganda yapıyorlar, ama başka ülkelerde bunun adı demokrasi oluyor, bizde olunca baskı oluyor.

Aynı şey örneğin kredi derecelendirme kuruluşları için de geçerli, söz konusu Türkiye olunca başka kriter, farklı bir ülke için başka kriter. Kendi ülkelerinde kendilerine her şeyi hak olarak görüyorlar, ama iş Türkiye’ye gelince, Ortadoğu ülkelerine, Asya, Afrika ülkelerine gelince özgürlük, hukuk, demokrasi diyerek aşağılama, tahkir etmeye, hiza vermeye çalışıyorlar.

Mısır’da seçilmiş Hükümete darbe yapıldı, yüzlerce masum gösterici katledildi, sesleri çıktı mı? Ekranları başında bizleri izleyen milletime sesleniyorum, sesleri çıktı mı, duydunuz mu? Dünyaya sesleniyorum, duydunuz mu? Bunlar Mısır’da darbeye darbe diyemediler, halen de diyemiyorlar. Darbe mahkemelerinde yargılanıp idama mahkum edilen masum insanlarla ilgili öylesine şöyle birkaç açıklama yaptılar, meselenin üzerini örttüler.

Bangladeş’te 85-90 yaşında bir ilim insanını, bir siyasetçiyi idam ettiler, sesleri çıktı mı? Suriye’de 4 yıldır oluk oluk kan akıyor, kimyasal silahlar, varil bombaları, uçaklardan her taraf yakıp yıkılıyor, 200 bin insan öldü, sesleri çıkıyor mu, hala bir müdahale var mı? Tam aksine, orada zalim, katil bir yönetici destekleniyor ve şimdi de buyurun cumhurbaşkanı adayı olarak kendi kendine cumhurbaşkanı olmaya hazırlanıyor. Hangi yüzle sen sandık getireceksin, kimin huzuruna sandık getireceksin?

Çocuklar katlediliyor, kadınlar tecavüze uğruyor, katlediliyor, nerede o insan hakları örgütleri, nerede o kadın hakları, çocuk hakları örgütleri?

Filistinliyi susturursanız bu ifade özgürlüğü ihlal anlamına gelmez, Filistinli gazeteciyi hapsederseniz, hatta sokak ortasında vurursunuz bu basın özgürlüğünü zedelemez, Gazze’de Filistinlilerin üzerine ölüm yağdırırsanız bu insan hakları ihlali olmaz; niye? Çünkü onlar Filistinli.

Bunların Mısır’daki darbecilere bir tek kez olsun darbeci, otokrat, diktatör dediklerini asla duymazsınız. İşte duydunuz mu? Hayır. Sadece birkaç kişi biz bunu seslendiriyoruz, ama bunun dışında yok. Uluslararası toplantılarda da seslendiriyoruz, seslendireceğiz.

Suriye’de katile katil dediklerini duymazsınız, İsrail’deki ihlalleri, katliamları eleştirdiklerini duymazsınız. Onlar da hiç kusura bakmasınlar, içerideki kibir abidelerine boyun eğmeyeceğimiz gibi, dışarıdaki kibir abidelerine de boyun eğmeyiz.

İçeride hiç kimse milleti, milletin temsilcilerini, siyasetçileri karşısına alıp kibirle ders veremez, kibirle hiza veremez, aynı şekilde dışarıda da hiç kimse Türkiye’yi karşısına alıp Türkiye’ye parmak sallayamaz; o günler geçti.

Türkiye üzerinde ameliyat yapmak isteyen o örgütler de bilsinler ki, karşılarında artık sinmiş, acziyet içerisinde bir ülke yok.

Hakkaniyet ölçüsünde, nezaket içinde yapıcı her eleştiriye açığız, eleştiriye açık olduğumuz için reform yapıyoruz. Şu bizim 12 yıl içerisinde yaptığımız reformları Cumhuriyet tarihinde acaba hangi iktidarlar yaptı? Kendimizi henüz ideal noktada görmediğimiz için özgürlük ve demokrasi mücadelesi veriyoruz.

Uluslararası hukuku, evrensel değerleri benimsediğimiz için, Avrupa Birliği’ne üye olma gayemiz var ve bunu kararlılıkla sürdürüyoruz. Ama bu yanlış anlaşılmasın, içeride olduğu kadar dışarıdaki mütekebbirler de yumuşak başlı olmamızı uysal koyun olduğumuz şeklinde yorumlamasın.

Gençler, bu algı operasyonlarıyla hiçbir yere varamazlar. Bu uluslararası örgütler, bu uluslararası çevreler sergiledikleri çifte standartla Türkiye’nin saygınlığına gölge düşüremezler, sadece kendi itibarlarını yok ederler. Türkiye’yi gerçekten anlamak isteyenler varsa gelsin halkın içerisine girsin, gerçek Türkiye fotoğrafını burada, yerinde görsün. Ama bilgi kaynağı CHP olanlar, sadece CHP’nin yandaş medyası olanlar Türkiye’yi yanlış tanırlar, Türkiye hakkındaki açıklamalarıyla da gülünç durama düşerler.

Değerli milletvekili arkadaşlarım, biz güçlü bir ülke olarak istikametini, rotasını bilen ve bu yolda emin adımlarla yürüyen bir ülke olarak ihtiyaç duyulan reformları tek tek yapıyor, kademe kademe Türkiye’nin standartlarını yükseltiyoruz.

Dün imzaladığımız ve Türkiye Büyük Millet Meclisine gönderdiğimiz bir tasarı ile suçla mücadelede bazı cezaları arttırıyor, yargı sisteminde önemli değişikliklere gidiyoruz. Aile yaşamını tehdit eden, toplumsal değerlerimizi ayaklar altına alan ve sosyal dokuyu zedeleyen bazı suçlarda cezayı katlayarak artırıyoruz.

Tasarıyla cinsel dokunulmazlığa karşı işlenen suçların en sert şekilde cezalandırılmasını öngörüyoruz, çünkü cezanın caydırıcılığı eğer esassa bunu yapmak durumundayız ve şimdi bu adımı atıyoruz. Çünkü bugüne kadar olan tablo demek caydırıcı değil, oturduk, haftalarca, aylarca bu müzakere edildi. Bu suçların çocuklara karşı işlenmesi hiç kuşkusuz idam cezası gerektiriyor, ancak ülkemizde artık idam cezası uygulanmadığı için bunun yerine çocuklara yönelik saldırılarda cezayı en ağır noktaya taşıyoruz. Örneğin, çocuklara karşı suç işleyenler ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasında 30 yıl yatıyorlardı, bunu 39 yıla çıkartıyoruz. Yine çocuklara yönelik suç işleyenlerin müebbet hapis cezasını da 24 yıl infazdan 33 yıla çıkartıyoruz. Failler cezalarını tamamlasalar bile bazı kısıtlamalara tabi olacaklar.

Uyuşturucuyla mücadele konusunda yine önemli adımlar atıyoruz, çok farklı önemli adımlar. Kenevir ekimi suçunun cezası 1 yıldan 7 yıla kadar hapisti, bunu 5 yıldan 12 yıla kadar artıyoruz. Uyuşturucu madde ithal ve ihraç suçunun cezasını 10 ila 20 yıl aralığından 20 ila 30 yıl aralığına yükseltiyoruz. Satma cezasını aynı şekilde 5 ila 15 yıl aralığından 10 ila 20 yıl aralığına yükseltiyoruz. Çocuklara uyuşturucu verilmesi ve satılması durumunda ceza 15 yıldan az olmayacak. Bu suçlardan ceza alanların koşullu salıverilme sürelerini de uzatıyoruz. Uyuşturucu ve uyarıcı kullanma cezası 1 ila 2 yıl iken, bunu da 2 ila 5 yıl aralığına uzatıyoruz.  Madde kullananlara defalarca denetimli serbestlik kararı verilmesinin önüne geçiyoruz.

Son yıllarda artış gösteren hırsızlık, kap-kaç gibi suçların da cezalarını önemli ölçüde artıyoruz. Konutta hırsızlığın cezası 2 ila 5 yıl arasındaydı, bunu 5 ila 10 yıl aralığına çıkarıyoruz. Kap-kaç cezası da 3 ila 7 yıl aralığındaydı, onu da 5 yıl ile 10 yıl aralığına uzatıyoruz. Gece yapılan hırsızlığın cezası üçte bir artırılıyordu, bunu da yüzde 50 oranında artırıyoruz. Telefon, elektrik ve demiryolu hatlarının altyapısını oluşturan bakır kablo ve makas motoru gibi malzemeler çalınıyor, kamu hizmetleri engelleniyor, hayati riskler ortaya çıkıyordu. Bu tür suçların cezasının iki katına kadar artırılmasını getiriyoruz.

Tasarladığımız bir başka düzenleme de, hasta ve engelli mahkumları ve onların yakınlarını ilgilendiriyor. Hastalık ve engellilik nedeniyle hayatını yalnız idame ettiremeyecek durumda olan hükümlüler toplum güvenliği bakımından eğer tehlike oluşturmuyorsa, ceza erteleme hakkından yararlanıyordu. Toplum güvenliğine tehlike kavramını somutlaştırıyor, kavramı daraltıyor, böylece bu haktan yararlanmayı kolaylaştırıyoruz.

Önemli bir değişiklik yapıyoruz bu arada; sulh ceza ile asliye ceza ayrımını ortadan kaldırıyoruz. Böylece yargı sürecinde savcı ve hakimlerimizin iş yükünü azaltıyor, yargı süreçlerini hızlandırıyor, hem yargı personelimizi, hem sanık ve mağdurları rahatlatacak yeni bir yapıyı teşkil ediyoruz.

Yine önemli bir düzenleme, idari yargıda istinaf kanun yolunu getiriyoruz. Bölge idare mahkemeleri, idare ve vergi mahkemelerinin kararlarına karşı yapılan istinaf başvurularını inceleyerek karara bağlayacaktır. Bölge idare mahkemelerinin sayısını ise azaltıyoruz. Şu anda 25 ilde bölge idare mahkemesi var, bu sayıyı ihtiyaca göre yeniden düzenliyoruz. Bölge idare mahkemelerinin teşkilat yapısı ve çalışma usullerini de yeniden belirliyoruz.

İdari yargıda ivedi yargılama usulünü getiriyoruz. Hazırladığımız tasarıyla Yargıtay Kanununu da değiştiriyoruz. Şu anda Yargıtay’da 38 daire var, bunların 23’ü hukuk, 15’i ceza dairesi. Yeni düzenlemeyle bu sayısal dağılımı belirleme yetkisini Yargıtay Büyük Genel Kuruluna veriyoruz. Yargıtay 1. Başkanlık Kurulunun üye sayısını da 8’den 11’e çıkarıyoruz. Mevcut durumda Yargıtay Genel Sekreteri olunabilmesi için kıdem şartı gerekmiyor. Yeni düzenlemeyle ise 5 yıl kıdem şartı getiriyoruz. Yargıtay’daki önemli unvanlar için gereken kıdem sırasını da artırıyoruz. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı adayı belirlemek için yapılacak seçimlerde her üye değerli arkadaşlar, tek adaya oy verecek. Yine bu tasarıyla asliye ticaret mahkemelerinin heyet halinde çalışmasını getiriyoruz.

Evet bunlar kapsamlı paketimizin sadece özeti. Suçla mücadele, caydırıcı tedbirler, yargının hızla işlemesi konularında çok sayıda yeniliği, düzenlemeyi inşallah Meclis’te görüşecek ve Meclisimiz kapanmadan süratle bunu bitireceğiz ve bunu Türkiye’ye kazandıracağız. Bu önemli paketin ülkemiz, milletimiz için hayırlara vesile olmasını diliyorum.

Değerli milletvekili arkadaşlarım, 30 Nisan’da Genel Kurulda görüşerek çıkardığımız bir yasa ile Türkiye’de özellikle tarıma yönelik çok önemli bir düzenleme, önemli bir reform gerçekleştirdik. 1926 yılında İsviçre’den alınan Medeni Kanun ile tarım arazilerimiz mirasçılar arasında bölünüyor, sürekli parçalanıp küçülüyordu. Eğer bir tedbir alınmazsa, araziler miras yoluyla parçalanmaya devam edecek, adeta bir halı boyutuna kadar düşecek, tarım imkansız hale gelecekti. Bu arada parçalanmadan dolayı Türkiye’nin kaybı 17 milyar lirayı aşıyor. 10 yıl önce bu parçalanmayı önlemek amacıyla çalışmaları başlattık, tüm ilgili kesimlerle, bilim insanlarıyla, hukukçularla görüşmeler yaptık. Öncelikle 2005 yılında ilk kez bölünmez parsel büyüklüğünü belirledik. 30 Nisan’da çıkardığımız kanunla da gıda güvenliğimizi garanti altına aldık. Bu yeni düzenlemeyle tarım arazisi üzerinde anlaşma sağlanan mirasçıya devredilecek. Bu mümkün olmazsa mirasçılar tarafından aile ortaklığı şeklinde kullanılabilecek bir şirket marifetiyle işlenebilecek ya da üçüncü kişilere satılabilecek. Bu satış işlemlerinde alım-satım ve diğer vergiler alınmayacak, uzun vadeli kredi imkanı sağlanacak. Bu kanunla birlikte artık tarım arazilerimiz bölünmeyecek. Parçalanmış araziler de inşallah getirdiğimiz teşviklerle birleştirilecek. Bu kanunun Türkiye’de tarıma çok güçlü destek vermesini bekliyoruz. Son 12 yılda tarım sektörümüz sürekli büyüme kaydetti. 24 milyar dolar olan tarımsal hasılamız, 24 milyar nereye çıktı biliyor musunuz? 62 milyar dolara ulaştı. 24 milyar dolardan 62 milyar dolara. Türkiye, tarımsal ekonomik büyüklük itibariyle 2002 yılında dünyada 11, Avrupa’da 4. sıradaydı. Şu anda ise Türkiye dünyanın 7. Avrupa’nın 1. en büyük tarımsal gücü konumuna yükseldi.

2002’de Fransa, İtalya ve İspanya’nın gerisindeydik, şu anda zirvedeyiz. Bu yeni kanunla inşallah zirvedeki yerimizi muhafaza edeceğiz. Bunun da çiftçilerimize, köylülerimize, tarım sektörümüze hayırlı olmasını diliyorum.

Bu arada çiftçilerimizi sevindirecek bir müjdeyi de buradan açıklamak istiyorum. Son aylarda biliyorsunuz kuraklık, dolu, aşırı yağış, sel gibi afetler nedeniyle bazı çiftçilerimiz ciddi zararlara maruz kaldılar. 23 Ağustos 2013 tarihinden sonra bu yılın sonuna kadar, yani 31 Aralık 2014’e kadar afetlerden zarar gören çiftçilerimizin kredi borçlarını ödemelerine bir kolaylık getiriyoruz. Ürünleri, hayvan varlıkları, tesis veya seraları en az yüzde 30 oranında zarar gören, bu zarar da hasar tespit komisyonlarınca tespit edilen çiftçilerimiz bu kolaylıktan yararlanacaklar. Bu süre içinde vadesi gelen borçlar 1 yıl süreyle daha önce yüzde 5’ti, biz bunu yüzde 3’e indirdik, yüzde 3 faizle ertelenecek. Bu kolaylıktan Türkiye genelinde 6,5 milyar lira borcu olan 876 bin çiftçimiz yararlanabilecek. Bununla ilgili kararnameyi dün akşam imzaladık ve gönderdik. Bunun da hayırlı olmasını diliyorum.

Değerli arkadaşlarım, Afyonkarahisar’da yaptığımız 22. İstişare Toplantımızda Cumhurbaşkanlığı seçim sürecini etraflıca değerlendirme fırsatımız oldu. Tabii burada AK Parti ile muhalefet partileri arasındaki çok önemli bir farka dikkatlerinizi çekmek isterim. AK Parti çok yoğun istişareler yapıyor, adeta bir kuyumcu hassasiyetiyle adayını tespit çalışmalarını sürdürüyor. Sadece aday tespiti üzerinde çalışmakla kalmıyor, bu yeni sistem üzerinde de çalışıyor, hazırlıklarımızı yapıyor, Türkiye için en uygun formülleri üretmek neyi gerektiriyorsa bunun gayreti içerisinde oluyoruz.

Bakın değerli arkadaşlar, biz millet olarak, hatta bu geniş coğrafyanın halkları olarak 1. Dünya Savaşında cetvel felaketini yaşadık. Biliyorsunuz 100 yıl önce coğrafyamızda sınırlar adeta cetvelle çizilir gibi çizildi. Cumhuriyet döneminde tek parti yıllarında –bunu CHP’liler iyi bilir- cetvelle kafataslarının ölçüldüğüne şahit olduk. Tek parti döneminde insanlarımız şablonlara sıkıştırılmak istendi. Cetvelle kriterler belirlendi. Vatandaşlar makbul ve makbul olmayan diye ayrıldı. Darbelerin ardından bu kez de siyasete cetvelle sınırlar çizildi. Siyasetin bu sınırlara müdahalesi engellendi. Şu anda işte o malum cetvelin bir kez daha ele alındığını, siyaset mühendisleri tarafından bir kez daha cetvelin devreye sokulduğunu görüyoruz. Bu ara nedense MHP’nin Genel Başkanını bu merak sardı, pek geometriyle de alakası yok ama, kılavuzu da biraz yanlış, öyle seçmiş ve geometrik şekillerle şimdi siyaset konuşuyor. CHP Genel Müdürü de cetvelle çizilmiş gibi aday kriterleri ortaya çıkarıyor. Siyaset, geometri değildir arkadaşlar. Siyaseti geometriye hapsetmek isteyenler bugüne kadar hep yanıldılar, hem de millete zulmettiler. Siyaseti geometri gibi görenler vatandaşa da geometri işlemi yaptılar. Dümdüz, birbirine benzeyen, iç açılarının toplamı hepsinde 180 yapan standart vatandaşlar üretmek istediler. İşte bu cetvel zihniyeti yüzünden Türkiye, ret, inkar ve asimilasyon zulmüne maruz kaldı. Bu cetvel zihniyeti yüzünden bu ülkede özgürlükler kısıtlandı. Bu cetvel zihniyeti yüzünden insanımız arasında ayrım yapıldı.

CHP Genel Müdürü ne diyor? Siyasi parti liderlerinin Cumhurbaşkanı adayı olmasını istemiyorum diyor. Sen nasıl siyasetçisin ya, önce sen kimsin ya? Önce haddini bil ya. Bir defa siyaseti inkar eden siyasetçi olabilir mi? Demek ki CHP’de oluyor, her zaman olduğu gibi. Biliyorsunuz CHP’nin bu Genel Müdürü o koltuğa oturduğu andan beri hala Genel Başkan olamadı, siyasi lider zaten hiç olamaz. Şimdi siyasetin dışından aday özlemini dile getiriyor. Ona şimdi kendi partisinin geçmişinden de bahsedeceğim, önce onu da bir okuması lazım, benim partimin geçmişinde neler oluyordu diye bir öğrenmesi lazım. Bürokrat olabilir, hukukçu olabilir, asker kökenli olabilir, ama siyasetçi olamaz; kafa yapısı bu. Birebir 27 Mayıs zihniyeti. 27 Mayıs’ta da işte bunu söylediler, herkes cumhurbaşkanı olur, ama siyasetçi cumhurbaşkanı olamaz dediler. Allah aşkına ey Kılıçdaroğlu, Gazi Mustafa Kemal’i bunlar hiç okumadı mı, sen okumadın mı, araştırmadın mı? Hem CHP’nin Genel Başkanıydı, hem de Cumhurbaşkanıydı. İşine geldiği zaman CHP’nin kurucusu, Genel Başkanı Atatürk’tür diyorsun, ama işine geldiği zaman görmüyorsun, ne iş bu? Milli Şefleri İnönü. Hem CHP’nin Genel Başkanıydı, hem de Cumhurbaşkanıydı. Demokrat Parti döneminde Celal Bayar, Cumhurbaşkanı seçildiğinde Demokrat Parti’nin Genel Başkanıydı. 27 Mayıs, seçilmişlerden o kadar korkmuştu ki seçilmişleri idam etmekle kalmadı, işte Cumhurbaşkanını da siyasetten, yani halktan, milletten koparmaya çalıştı, öyle gayret ettiler. Merhum Özal siyasetten Cumhurbaşkanlığına geçti, ne oldu? Sayın Demirel, siyasetten Cumhurbaşkanlığına geçti, ne oldu? Sayın Abdullah Gül Başbakan Yardımcımızdı, Dışişleri Bakanımızdı, oradan Cumhurbaşkanlığına geçti, kötü mü oldu? Bunların nasıl bir cumhurbaşkanı özlediklerini, istediklerini biz çok iyi biliyoruz, tarihte örnekleri var. Kardeşlerim, bu CHP zihniyetinden bir şey olmaz. Bu ülkede “egemenlik kayıtsız şartsız milletindir” diyoruz değil mi, biz buna inanıyoruz değil mi? Öyleyse millet ne yaparsa en güzelini yapar. Ve milletin seçtiği bir cumhurbaşkanıyla, milletin seçtiği bir başbakanla, yani tam anlamıyla devlet-millet el ele Türkiye Allah’ın izniyle çok daha yüksek seviyelere ulaşır. Muhalefet altına gireceği damı akmayan bir çatı aramaya devam etsin. Afyonkarahisar’da söyledim, değerli arkadaşlar; 30 Mart’ta acayip bir fırtına esti ve bunların çatısını matısını uçurdu gitti, hiçbir şey kalmadı.

Şimdi evde çocuklar da soruyor; dede diyorlar, şapkadan nasıl bir tavşan çıkacak? Şimdi biz de merakla bunu bekliyoruz torunum, oğlum diyoruz yani, durum bu. Geometrik ölçümlerin nasıl bir şekil çıkaracağını ilgiyle izliyoruz. Bakalım bu süre içerisinde Bahçeli de, Kılıçdaroğlu da bu işi öğrenebilecek mi? Biz siyaset mühendisi değiliz, çizim yapmıyoruz, ama onlar siyaset mühendisliğine özenmişler, varsın devam etsinler. Millet bize rota çiziyor, istikamet çiziyor, biz o rotada, o istikamette yürüyoruz ve yürümeye devam edeceğiz.

Değerli kardeşlerim, bu arada tabi Nurettin Bey de coşuverdi, Giresunspor da Birinci Lige çıkmış, Altınordu 1. Lige çıkmış, onlara da başarı dileklerini hatırlatırsak isabetli olur dediler. Biz Giresunspor’u ve Altınordu’yu da tüm başkan, teknik kadro yönetimiyle kutluyoruz, tebrik ediyoruz. Başarılarının artarak devamını diliyoruz.

Değerli kardeşlerim, sözlerime burada son verirken tüm arkadaşlarıma Meclis çalışmalarında başarılar diliyorum. Misafirlerimize tekrar hoş geldiniz diyorum. Yeniden buluşmak umuduyla hepinizi sevgiyle, saygıyla selamlıyorum. Sağ olun, var olun, Allah’a emanet olun.

dbLogoBeyaz
akp

© 2022. Tüm Hakları Saklıdır. Sitede bulunan hiçbir materyal izinsiz kullanılamaz.