loader image

Başbakanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın 22 Nisan 2014 Grup Konuşması

Çok değerli misafirler, çok değerli milletvekili arkadaşlarım, hanımefendiler, beyefendiler; AK Parti haftalık Grup Toplantımızın başında sizleri sevgiyle, saygıyla selamlıyor, Grup Toplantımızın ülkemiz, milletimiz ve demokrasimiz için hayırlara vesile olmasını Rabbimden niyaz ediyorum.

Grup Toplantımıza katılan tüm misafirlerimize hoş geldiniz diyor,  heyecanınızdan, coşkunuzdan, ahde vefanızdan dolayı sizlere teşekkür ediyorum.

Konuşmamın hemen başında geçtiğimiz hafta Çanakkale’de bir olaya müdahale sırasında saldırıya uğrayan ve şehit olan Jandarma Başçavuş İlhan Yıldız ile Jandarma Başçavuş Ömer Yanar’a Allah’tan rahmet diliyor, ailelerine, yakınlarına, jandarma teşkilatımıza sabır ve başsağlığı mesajlarımı iletiyorum.

Yine bir büyük devlet adamını, eski Başbakanlardan 8. Cumhurbaşkanı Turgut Özal’ı da geçtiğimiz hafta idrak ettiğimiz vefatının 21. seneyi devriyesi vesilesiyle burada bir kez daha rahmetle yad ediyor, Türkiye’ye kazandırdıklarından dolayı kendisine minnettarlığımıza milletçe bir kez daha ifade ediyoruz.

Değerli milletvekili arkadaşlarım, hafta sonunda Cumartesi günü İstanbul’da çok önemli bir projede, Avrasya Tüneli projesinde önemli bir etabın başlama törenini gerçekleştirdik. Bildiğiniz gibi, Marmaray’a paralel olarak şu anda lastikli araçların geçeceği Avrasya Tünelini inşa ediyoruz. Kazlıçeşme’yle Göztepe arasında 2 katlı olarak inşa edeceğimiz bu tünelle Boğaz’ın alttan araçlarla da geçilmesini mümkün hale getiriyoruz. 26 Şubat 2011’de bu küresel projenin imzalarını atmış ve projeyi başlatmıştık. Geçen yıl 27 Mayıs’ta da İstanbul Çatladıkapı’da inşaat çalışmaları başladı, Cumartesi günü gerçekleşen bir törenle de İstanbul Boğaz’ında denizin altından tünel kazacak olan TBM makinesinin delme işlemeleri başladı. Bu büyük makine, ki 100 metre uzunluğunda, denizin 25 metre altından ve en derin noktası yaklaşık 120 metre olan böyle bir derinlikten hem tünel kazarak, hem de tünelin çeperlerini inşa ederek, ki bu makinenin çapı 13,7 metre, Asya tarafından Avrupa tarafına ulaşacak ve bu büyük ulaşım projesi Kazlıçeşme-Göztepe arasında 14,5 kilometrelik bir yoldan ulaşıyor. Bu 14,5 kilometrenin 5,5 kilometresi de Boğaz’ın altındaki tünelden oluşacak. 1 milyar 245 milyon dolara mal olacak bu dev projeyle şu anda 100 dakikada alınabilen mesafe inşallah 15 dakikada alınacak.

Proje yakıtta önemli tasarruf sağlayacağı gibi, çevrenin de korunmasını, daha az egzoz gazının çevreye salınmasını beraberinde getirmiş olacak. Hem İstanbul, hem Türkiye için son derece önemli bu projenin bir an önce tamamlanmasını heyecanla bekliyoruz ki, şu anda yaptığımız planlamayla önümüzdeki yılın sonlarına doğru bu projeyi bitirmiş olacağız. İnşallah tıpkı Marmaray gibi hem Avrasya Tünelinin, hem 3’üncü köprünün, bunların yanında 3’üncü havalimanı ve Körfez geçişinin tamamlandığını görecek, Türkiye için çok önemli bu projelerin açılış gururunu milletçe hep birlikte yaşayacağız.

Avrasya Tüneli projesinde başta Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığımız, yüklenici firmalar, mimarlarımız, mühendislerimiz, işçilerimiz olmak üzere herkese teşekkür ediyor, başarılar diliyorum.

Değerli arkadaşlarım, hatırlayacağınız gibi, geçtiğimiz yıl Nisan ve Mayıs aylarında Türkiye ekonomisi tarihimizin en başarılı dönemlerinden birine şahit olmuş, hemen her alanda tarihi rekorlar elde edilmişti. Özellikle geçen yıl Mayıs ayı içinde gösterge faiz tarihimizin en düşük seviyesine düşmüş, Borsa İstanbul, yani BİST endeksi 93 binin üzerine çıkarak tarihi rekor kırmış, Merkez Bankası rezervimiz 136 milyar dolarla tarihin en yüksek seviyesine ulaşmıştı. Yine Mayıs ayı içinde IMF’e olan borcumuzun 14 Mayıs’ta son dilimini ödemiş, borcumuzu sıfırlamıştık.

Gerek Gezi olaylarında, gerek 17 Aralık sürecinde Türkiye’deki huzur ve istikrar ortamı kadar ekonomi de hedef alınmıştı. Bu hadiseler cereyan ederken, belli odaklar uluslararası platformlarda karalama kampanyası başlatarak uluslararası yatırımcıları tedirgin etmek için epeyi gayret sarf ettiler. Uluslararası medyada boy boy ilanlar yayınlandı, bunu ülkenin içinden birilerinin organizesiyle bunlar yapıldı, Türkiye bir kaos, bir kriz ülkesi gibi gösterilmek istendi. Kimi işveren örgütleri çıktılar, Türkiye’ye uluslararası yatırım gelmez diye hem bizi tehdit etmeye kalkıştılar, hem de adeta uluslararası yatırımcılara gelmeyin çağrısı yaptılar, içeride ya da dışarıda tüketmeyelim, ekonomiyi durduralım çağrıları yapıldı. Bütün bu çabalara, bütün bu karalama kampanyalarına rağmen, moral bozma, kaos ve kriz görüntüsü oluşturma gayretlerine rağmen, içeride ve dışarıdaki tüm ihanet girişimlerine rağmen, ekonomimiz dimdik ayakta kaldı, bırakın gerilemeyi istikrar büyümeye devam etti. 2013 yılının tamamında ekonomimiz yüzde 4 büyüme kaydetti.

Milli geliri biz 2002 yılında -burada biraz garip olacak ama, söylemek durumdayım- 350 milyar lira olarak devralmıştık, yani 350 katrilyon, 2013 sonunda milli gelirimiz 1,5 trilyon lira sınırını aştı ve 1 trilyon 562 milyar liraya, yani eski parayla 1 kentilyon 562 katrilyon liraya ulaştı. Dolar bazında milli gelirimiz 2002’de 230 milyar dolar iken, şu anda 820 milyar dolara yükseldi. Kişi başına milli gerilimiz de 3500 dolardan 2013 sonu itibarıyla 10800 dolara çıktı. Borcun milli gelire oranında aynı şekilde tarihi gelişmeler yaşandı. Neydi milli gelire oranı? Yüzde 73 idi biz göreve geldiğimizde. Şu anda nedir? Yüzde 36. Bakın, nereden nereye gerilemiş bulunuyor.

Değerli kardeşlerim, bütün bunlarla beraber şöyle turizme bakıyoruz, turizmde, hamdolsun, 2002’de turizm gelirimiz 8,5 milyar dolardı, 2013 sonu itibarıyla 35 milyar dolara yükseldi. Öbür tarafta turist sayısına bakıyoruz, 13 milyon kişi ülkemize gelirken, şimdi 2013 sonuna bakıyoruz 35 milyona turist sayısı itibarıyla yükseldik. Şu anda biz oteller itibarıyla yetiştiremiyoruz, böyle bir konumdayız.

Bütün bunların yanında bir durum daha var, o da şu: Özellikle bütün bu olumsuzluklara rağmen dünyanın ülkemize olan teveccühü gerçekten anlamlıdır, bütün bu işveren çevrelerinin yaptığı kampanyalara rağmen dünya ülkemizi önemli bir destinasyon olarak görüyor ve buraya geliyor.

İşsizlik, enflasyon ve faiz oranları da Türkiye’de yaşanan bu gerilimden, Gezi olayları ve 17 Aralık darbe girişimlerinden çok cüzi derecede etkilendi, şu anda da oranlar eski seviyelerine doğru hızla ilerliyor. Örneğin, Merkez Bankası rezervini biz 2002’te 27,5 milyar dolar olarak devralmış ve geçen yıl Mayıs ayında hatırlayın 136 milyar dolara kadar çıkmıştık. Yaşanan süreçlerde rezerv bir miktar düşse de şu anda 128 milyar dolar seviyesini yeniden yakaladı.

Geçmişte bir anayasa kitapçığı fırlatıldığı için milyar dolarlarını kaybeden, bütün dengeleri altüst olan, toplumun bir anda fakirleştiği bir ekonomik yapı vardı, şu anda ise demokrasi tarihimizin en kirli darbe girişimleri karşısında bile sarsılmadan ayakta durabilen bir ekonomik yapımız var.

30 Mart seçimleri demokrasi, dış politika ve çözüm süreci için olduğu kadar Türkiye ekonomisi için de bir milat olma özelliğini taşıyor. Allah’ın izniyle artık ekonomi önünde de değerli arkadaşlarım, hiçbir engel yoktur. Türkiye istikrarla büyüme, milli gelirini, kişi başına milli gelirini artırmaya, göstergelerini çok daha ileri seviyelere ulaştırmaya devam edecek.

Küresel yatırımlarımız zaten hızla devam ediyor. Bunların yanında, eğitim, sağlık, adalet ve emniyet başta olmak üzere 81 vilayetimizdeki yatırımlarımız da inşallah katlanarak devam edecek.

Burada bir noktayı özellikle vurgulamak istiyorum; arkadaşlar, Gezi olaylarında, 17-25 Aralık darbe girişimlerinde başarısız olan bazı çevrelerin inatla ve ısrarla huzuru bozmak için çırpındıklarına şahit oluyoruz. Bugün hala acaba sokakları nasıl hareketlendiririm, acaba nasıl insanları sokağa dökerim, nasıl bir kaos ve gerilim ortamı oluştururum diye o belli aktörlerin çaba sarf ettiklerini görüyoruz. Mayıs ve Haziran ayları yaklaşırken huzuru bozmak gayesiyle cam, çerçeve kırmak, esnafa zarar vermek, sokaktaki, caddedeki, pazardaki insanı rahatsız etmek gayesiyle birileri her zaman yaptıkları gibi gerilim siyaseti üretiyorlar. Bunlar 30 Mart’ta gereken cevabı aldılar, demokrasiye, milli iradeye, sandığa saygıları olmadığı için hala başka yerlerden medet umuyorlar. 30 Mart’ta millet söyleyeceğini sandıkta zaten söyledi, bu aziz millet artık sokaklarda çatışma görüntüsü, polisle göstericilerin çatışmasını görmek istemiyor. Millet, taşın, sopanın, molotofların egemen olduğu sokak görüntüsü istemiyor. Sokaklara şiddet görüntüsünün egemen olmasına bugüne kadar izin vermedik, bundan sonra da izin vermeyiz. Bu şımarık ruh hali artık son bulmalıdır. Bu ülkenin bazı sivil toplum örgütleri, bu ülkenin bazı emekçi örgütleri, sendikaları artık demokratik mücadele kültürünü, demokratik gösteri kültürünü öğrenmelidir.

Her zaman söylüyoruz, başkalarının özgürlük alanına müdahale etmediği sürece herkes dilediğini yapar, dileğini ifade eder, ancak başkalarının özgürlük alanına müdahale ediyorsa sokaktaki insana, okuldaki öğrenciye, aracındaki sürücüye, dükkanındaki esnafa rahatsızlık veriyorsa, orada emniyet güçleri ve hukuk devreye girer, gereken neyse onu yapar.

Bakın bir şeyi de burada açık açık ifade edeceğim; Türkiye’nin yakın tarihindeki tüm karanlık noktaları aydınlatmak AK Parti Hükümeti olarak bizim en başından beri gayemiz oldu. Biz darbelerin üzerine giden, bunların araştırılmasını temin eden bir Hükümet olduk, hatta darbe yapanların cezalandırılması için anayasanın değişmesini sağladık. Bütün faili meçhullerin üzerine kararlılıkla biz gittik, biz, bizden başkası değil. Devlet içindeki karanlık suç örgütlerinin üzerine biz cesaretle gittik. Kahramanmaraş olaylarını, Sivas olaylarını, Çorum olaylarını, Gazi Mahallesi olaylarını aydınlatmak için samimi girişimlerde bulunduk, aynı şekilde 1 Mayıs 1977 Taksim olaylarının aydınlatılması da her zaman bizim gayretimiz oldu.

Çok açık söylüyorum, bütün bu girişimlerde karşımızda statükoyu bulduk, karşımızda statüko partisi CHP’yi, statükonun sivil toplum örgütlerini ve sendikalarını bulduk. Biz Ergenekon terör örgütüyle kıyasıyla mücadele ederken, bu CHP ve onun yandaşları Ergenekon’un avukatlığını yapıyorlardı. Biz anayasayı değiştirmeye çalışırken, aynı çevreler anayasa değişikliğine itiraz ediyor, hayır diyorlardı. Biz Türkiye’nin yakın tarihindeki karanlık olaylar aydınlansın diye çırpınırken, Türkiye’de demokrasinin standartları yükselsin diye çalışırken, birileri inatla ve ısrarla statükoyu savundular, vesayeti savundular, karanlık olayların üzerini örtmeye çalıştılar.

1 Mayıs’ın 124 yıllık bir geçmişi var, bu 124 yıl içinde bu topraklarda 1 Mayıs’a hak ettiği değeri kardeşlerim, biz verdik; sol mu verdi? Soruyorum, CHP mi verdi, aşırı sol mu verdi, aşırı uçlar mı verdi, MHP mi verdi? Hayır. 2008 yılında 1 Mayıs’ı Emek ve Danışma Günü olarak biz tatil ilan ettik, bunu yapan biziz. 12 yılda işçilerimiz, emekçilerimiz, sendikalarımız için tarihi nitelikte düzenlemeleri yapan biz olduk.

Net asgari ücret 12 yıl içinde yüzde 359 oranında arttı, bizden önce bu asgari ücretler artmıyordu, geri gidiyordu, reel olarak asgari ücreti yüzde 69 oranında artıran yine biz olduk.

Her zaman iş barışından, diyalogdan yana olduk, her zaman emeğin yanında, emekçinin yanında duran iktidar biz olduk. biz işçinin, emekçinin kazanımlarını nasıl arttırırız, ülkenin ekonomisini nasıl daha fazla büyütürüz diye çaba gösterirken, birilerinin emekçi görüntüsü altında istikrara, huzura ve kardeşliğe kastetmesini asla kabullenemeyiz. Emek ve Dayanışma Gününü kutluyorum diyerek artık esnafa, müşteriye, sokaktaki insana zarar verilmesini biz sineye çekemeyiz.

Değerli arkadaşlarım, buradan ekranları başında bizi izleyen milletime de sesleniyorum, tüm sendikalara sesleniyorum, tüm STK’lara sesleniyorum; bakınız, ülkemizde miting yapılacak alanlar bellidir, İstanbul’da miting yapılacak yerler bellidir, 1 Mayıs’ı kutlamak isteyen gider yasaların izin verdiği yerde kutlamasını yapar, kutlamaya mani bir hal yok. Şu an itibarıyla Yenikapı özel hazırlanmış miting alanıdır, denize dolgu yapılarak hazırlanmış bir miting alanıdır, yaklaşık 750 bin metrekarelik bir alandır, ister daraltılsın, ister büyültürsün, ne kadar istersen gel burada mitingini yap. Burası bana ufak geliyor; ki Taksim’den tabi çok çok büyük, onu da özellikle ifade etmem lazım, ha burası da bana ufak geliyor diyorsan, o zaman Maltepe’de 1 milyon 250 bin metrekarelik alan var, orada da mitingini yapabilirsin, ister küçülterek yap, ister büyülterek yap.

Bu sene son olarak Kadıköy miting alanı olarak müsaade edildi, çünkü Maltepe henüz bitmemişti, fakat bundan sonra Kadıköy’de de miting yapılmayacak. Niye? Buralar, burada yaşayan insanlar çok bedel ödedi. Bir bayram günü eza, cefa günü olamaz. Eğer barış diyorsak biz bugüne, barışı kutlayalım diyorsak, o zaman bunu en güzel şekliyle adeta bir festival havasına, eğleneceksek, her şeyi yapacaksak buyurun Yenikapı, buyurun Maltepe diyoruz İstanbul için.

Şimdi biz AK Partili belediyelere arkadaşlarımla yaptığım toplantıda onu söyledim, dedim ki, gelin bir de daha küçük alanlar da yapalım, 50 bin, 100 binlik alanlar ilçelerimizde oluşturalım ve buralar kendisine büyük gelenler oralarda da bu tür mitinglerini yapabilsinler; bunun da şu anda ön hazırlıkları ayrıca başlatıldı.

Ben şimdi rica ediyorum, tekrar söylüyorum Türkiye Cumhuriyeti’nin bir Başbakanı olarak, Taksim’den bir defa ümidinizi kesin, gelin buyurun Yenikapı, ki Valimiz de bunu açıkladı, orası değil, Maltepe, buyurun orada yapın, ama burada devletle bir gerilime lütfen girmeyin. Halkımızın huzurunu, esnafımızın huzurunu lütfen kaçırmayalım. Eğer bugün bir barış günüyse bu barış gününü lütfen bir çatışmaya dönüştürmeyelim, bunu lütfen terörize etmeyelim.

Ve açık, net söylüyorum, biz bu konuda bir defa ilan ettiğimiz yerler dışında, ki bununla ilgili biliyorsunuz düzenleme de yapılmıştır ve bu düzenlemede bütün STK’larla, her şeyle görüşmeler yapılır, nihai kararı da oradaki mülki amir ne yapar? Verir. Şu anda mülki amir size yer olarak nereyi gösterdi? Yenikapı’yı. Nereyi gösterdi? Maltepe’yi, burada yapacaksın. Hayır, ben orada yapmıyorum, illa burada yapacağım dersen, bu bir defa çatışmaya ben hazırım anlamına gelir, ki buna da biz asla müsaade etmeyiz, bunu bilmeleri gerekir, çünkü herkes yapacağı her işi hukuk içerisinde sürdürmeye mecburdur. Hukuku zorlayarak kanun benim dersem, kusura bakma, kanun sen değilsin, bu ülkenin kanunları vardır, mevzuatı vardır, sen de bunun içerisinde bunu yürüteceksin.

Biz nasıl gidip de mitingimizi bize verilen yerde yaptıysak, ben de bir STK’yım aynı zamanda, Yenikapı dendi, gittim Yenikapı’da yaptım. Şimdi baktık orada 2,5 milyon toplandı, yetmiyor, belki önümüzdeki yıl gideceğiz Maltepe’de yapacağız.

Taksim ısrarına biz, hiç kimse kusura bakmasın, artık iyi niyetle bakmayız, bakamayız. Sokak eylemleriyle, şiddetle, vandalizmle bir yere varılamayacağını umuyorum ki yaşadığımız süreçte herkes görmüş ve anlamıştır. Çıkıyor Sendika Başkanı şunu söylüyor ya: Burası bizim kutsalımızdır diyor. Lafa bak ya, nasıl bir kutsalsa, lafa bak. Yani orada eğer belli bir kabir ziyareti yapacaksan veya orada bir anıt var, bu anıtı ziyaret edeceksen, orada yönetim kurulunuz olarak giderseniz, çelenginizi koyarsanız, ondan sonra da oradan geçer, metro da var artık biliyorsunuz, bak sizin için metro da hazırladık, Taksim’den Yenikapı’ya metroyla geçebilirsiniz, bu da var. Hatta, ben arkadaşlarıma şunu da söyledim: O gün biz İstanbul’da resmi taşıma araçlarımızı ücretsiz de yaparız. Daha ne yapacağız ya? Her şeyi yapıyoruz, bütün imkanları hazırlıyoruz, o ne diyor? Yok, illa ben burada yapacağım; kusura bakmasınlar. Birilerinin gönlünden Türkiye’yi Mısır’daki, Ukrayna’daki neticelere ulaştırmanın geçtiğini de biz çok iyi biliyoruz. Hiç boşuna uğraşmasınlar, yapamadılar ve yapamayacaklar. Millet 1 yıldır sabırla ve tahammülle sokaklardaki şımarıklığı izliyor, evet, bu millet sabretmiş, tahammül etmiş, sokağa çıkmamış, ama sandığa giderek mesajını net olarak vermiştir, millet huzur ve istikrar istediğini gayet net biçimde ortaya koymuştur.

30 Mart seçimlerinin hemen ardından sokakları hareketlendirmeye çalışanlara fırsat tanımayacağımızı herkesin bilmesini isterim.

Değerli milletvekili arkadaşlarım, yarın Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin açılışının 94’üncü yıldönümünü, bu vesileyle de Milli Egemenlik ve Çocuk Bayramını millet olarak hep birlikte idrak edeceğiz.

Bu vesileyle, Gazi Mustafa Kemal başta olmak üzere Kurtuluş Savaşımızın gazi ve şehitlerini bir kez daha minnetle yad ediyorum.

23 Nisan Çocuk Bayramı’nın ülkemiz ve dünya çocukları için hayırlara vesile olmasını temenni ediyorum.

94 yıl önce ilk Mecliste vazife üstlenen, Kurtuluş Savaşımızı sevk ve idare eden, Türkiye Cumhuriyeti’ni inşa eden tüm vekillere de buradan bir kez daha rahmet ve şükran duygularımı iletiyorum.

16 Mart 1920’de 600 yıllık Osmanlı Devleti’nin son başkenti olan İstanbul işgal edilmiş, bir dönem sona ermiş, bir devlet artık resmi olarak tarihe karışmıştı. İstanbul’un işgalini takip eden günlerde Ankara’da yeni bir devletin şekillenmesi için yeni bir mücadele başlıyordu. Ankara’da bir Meclisin kurulması için çalışmalar yapılırken, dikkat ediniz, Osmanlı Meclisi Mebusa’nından milletvekilleri bu Meclise çağrılmış, ayrıca Anadolu’nun çeşitli vilayetlerinde de seçimler yapılmıştı. Tıpkı Selçuklu’dan Osmanlı’ya geçişte olduğu gibi Osmanlı’dan Cumhuriyet’e geçiş de tarihi tamamen ret etmek, eskiyle bağları tamamen kopartmak suretiyle olmadı, ilk Meclisin vekilleri gibi Türkiye Cumhuriyeti’nin birçok kurumu da Osmanlı’dan miras olarak alındı.

Gazi Mustafa Kemal Nutuk adlı eserinde ilk Meclise nasıl bir isim verilmesi gerektiği hususunda düşüncelerini anlatıyor. İlk yazdığı müsveddelerde ilk Meclis için, burası çok anlamlı, Meclisi Müessisan, yani kurucu Meclis tabirini kullandığını ifade ediyor. Ancak, sonradan bunu gereğince izah edemeyeceği, izah etmek istemediği için ayrıca Erzurum ve Sivas’tan ikaz edildiği için, bu da önemli, salahiyeti fevkaladeye malik bir Meclis ifadesini kullandığı belirtiliyor. İlk Meclis hiç kuşkusuz kurucu Meclis, ancak Gazi Mustafa Kemal’in de ifade ettiği gibi, ilk Meclis aynı zamanda Osmanlı Devleti içinde kurulmuş, olağanüstü yetkileri olan bir Meclisti. Ortada bir devamlılık vardı, bu devamlılık Osmanlı Devleti’nin kurumlarından ziyade Osmanlı millet yapısını yansıtan bir devamlılıktı. 23 Nisan 1920’de yeni bir Türkiye inşa ediliyordu, ama bu Türkiye yeni bir halkla, yeni bir milletle, köksüz, tarihsiz, ecdatsız bir devletle değil, mevcut halkla, mevcut millet tasavvuruyla ve kadim tarihin ve medeniyetin üzerine inşa ediliyordu. 23 Nisan 1920 sonrasında anasırı İslamiye, yani Müslüman unsurlar tek bir millet olarak görülmüş, azınlıklar da bu milletin bir ferdi olarak kabul edilmişti. Kürtlerin bu yeni Türkiye’de olup olmayacakları o günlerde kendi aralarında uzun uzun müzakere edildi. Kürtlerin yeni Türkiye’de olmaması için dışarıdan birtakım tahrikler de yapıldı, ama Kürtler Müslüman Türk kardeşleriyle birlikte olmayı, o güne kadar aynı kaderi paylaştıkları gibi, gelecekte de aynı kaderi paylaşmayı arzuladıklarını beyan ettiler ve yeni Türkiye’nin asli unsurlarından, kurucu unsurlarından oldular.

Türkler ve Kürtler gibi Lazlar, Çerkezler, Boşnaklar, Arnavutlar, Romanlar, Gürcüler, velhasıl tüm etnik gruplar kurucu unsur olarak bu Mecliste ve sonraki süreçte var oldular. İlk Meclis hiç kimsenin kimseye üstünlük taslamadığı bir Meclisti. Bir etnik kökenin, bir mezhebin, bir sınıfın diğerine üsten bakmadığı, kibirle yaklaşmadığı bir Meclisti. Eğer ilk Meclis böyle bir hoşgörünün üzerine bina edilmeseydi, inanın Kurtuluş Savaşı yapılamaz, yapılsa bile zafer kazanabilmek mümkün olmazdı.

O günleri bir tahayyül edin değerli arkadaşlar, Misakı Milli içindeki Kürtleri, Arapları, Lazları, Gürcüleri, Romanları, diğer tüm etnik grupları dışlayan bir Meclis Anadolu ve Trakya’da kabul görebilir miydi? Alevileri ya da Sünnileri dışlayan bir Meclis Kuvayi Milliye’yi sevk ve idare edebilir miydi? Mütedeyyin kesimi, sakallıları, başörtülüleri, farklı düşünceleri, farklı inançları olanları dışarıda bırakan bir Meclis, acaba düşmanın önüne çıkaracak kahraman neferleri bulabilir miydi? İşte biz 12 yıldır 23 Nisan 1920’deki bu manzaranın, bu fotoğrafın, bu kardeş ikliminin üzerinde hassasiyetle duruyor, bunu sürekli hatırlıyoruz.

Değerli kardeşlerim, ilk Meclis rastgele açılan bir Meclis değildi, hatmi şeriflerle, Buhari Şerif’in hatmedilmesiyle, binlerce, on binlerce salatı tefriciyeler getirilerek, kurbanlar kesilerek bu şekilde Cuma’yı müteakiben Hacıbayram-ı Veli Camii’nden yürüyerek Birinci Meclise geliniyor ve Birinci Meclis böyle açılıyor. Bina edildiği o manevi yapı ortada, ama bunu bugün göremeyen bir Halk Parti zihniyeti var. Fakat bunu bugün göremeyenler var, bu Parlamentonun çatısı altında olup da göremeyenler var, kendi geçmişini inkar edenler var yine bu çatının altında. Niye? Görmek istemiyorlar onun için. Bizim Suriye’ye uzanan elimizi inkar edenler var. Mısır’a, Libya’ya, Tunus’a uzanan elimizi, Myanmar’a uzanan elimizi, Patani’ye uzanan elimizi görmek istemeyenler var. Bu sabah Patani’de Budistlerin baskısı altında olan ve son günlerde yüzlerce, binlerce oradaki Müslümanın öldürüldüğü bir tabloyu bir kanalda izliyordum. Ve orada bir yaşlı Müslümanın Türkiye’ye duasını izledim, bizlere duasını izledim, isim vererek o duayı izledim. Düşünebiliyor musunuz, o oradan bize dua ediyor ve şu ifadeyi kullanıyor, isim vererek diyor ki; Erdoğan sabret ve ağlıyor ve Türkiye’ye dua ediyor. Türkiye bizim yanımızda oldu diyor, bizi yalnız bırakmadı diyor. Ama bunu bu çatının altında anlamayacak kadar zavallı olanlar var, çünkü onların öyle bir derdi yok, onların öyle bir sıkıntısı yok. Ama biz az önce de söylediğim gibi tevarüs ettiğimiz bir miras var. Biz Devlet-i Aliyye-i Osmaniye’nin bıraktığı miras üzerine gelmiş bir nesiliz. Dolayısıyla bizim ecdadımız ta Açe’ye nasıl gitmişse, ta Hint Yarımadası’na nasıl gittiyse, biz de dünyanın herhangi bir yerinde bir hüzün varsa, ağlayanlar varsa, zulüm varsa, oralara gitmek bizim tarihi bir görevimiz olduğu gibi inancımızdan ve insani değerlerimizden kaynaklanan bir görevimizdir. İşte şu anda Suriye’den ülkemize gelenlerin sayısı neredeyse 1 milyona yaklaşıyor. Şimdi biz Suriye’den bize sığınan bu kardeşlerimize kapılarımızı kapatıp Suriye’de ölün mü diyeceğiz, bunu diyebilir miyiz? Böyle bir hakkımız var mı, soruyorum sizlere? Bırakın Suriye’deki Müslümanı, bir başkası imdat diye kapına sığınsa, ona kapını açmak zorundasınız bizim insanlık anlayışımız bu, inancımızdan gelen anlayışımız bu. Hem kapımızı açarız, yediririz ve barındırırız; bizim anlayışımızda bu var. Ama bu CHP’de bu anlayış yok. O böyle bir zalim Esad’ın yanına adamlarını göndermekle adeta orada bir beraberlik mesajını bugüne kadar hep verdi. Darbecilerin yanında oldu. Bunlar geçmişi itibariyle hep darbeci zaten.

Mısır’da Sisi’nin yanında oldu bunlar. Ve şimdi o darbeci Mısır’da Cumhurbaşkanlığına hazırlanıyor. Biz bunlara sessiz kalabilir miyiz? Orada binlerce insan 7’den 70’e öldürülecek, Esma’lar öldürülecek, 529 idam ilan edilecek, dünyanın sesi çıkıyor mu soruyorum sizlere? Dünyaya sesleniyorum, Parlamento çatısı altından tüm ülkeme sesleniyorum; 529 idam kararı, efendim daha onaylanmadı, şöyleydi-böyleydi. Onaylanır veya onaylanmaz, işte bir kısım yargı belası demek ki her ülkede var. Ve 20 dakikada 529 idam kararı. Avrupa Birliği’nde idam yasak, ama biz daha Avrupa Birliği’nden ciddi bir ses çıktığını görmüyoruz. Diğer dünyadaki ülkelere bakıyoruz, Amerika, Rusya, hiçbirinde ses yok. Efendim, onlardan ses çıkmıyor da sizden niye çıkıyor? Bizim ciğerimiz yanıyor, ciğerimiz, imanımız bize bunu gerektiriyor.

Kardeşlerim, iman sıradan bir olay değildir. Akif diyor ya; “İmandır o cevher ki ilahi ne büyüktür. İmansız olan paslı yürek, sinede yüktür.” Biz inancımızın gereğini yapmaya mecburuz, bunlara sessiz kalamayız. Ve bu adımı atmak için bu ülkede biz her bir sorumluluk makamında olan ister iktidar olsun, ister muhalefet olsun sesini yükseltmek durumundadır, konuşmak durumundayız. STK’lar sesini yükseltmek durumundadır. Türkiye’de bazı STK’ların dışında bakıyorsunuz diğerlerinden, özelde solda dans edenlerin hiçbirinin sesini duymuyoruz. Hani idamlara karşıydınız, hadi konuşsanıza, sesinizi yükseltsenize. Duyuyor musunuz seslerini? Duymuyorsunuz.

Değerli kardeşlerim, bütün bunlara rağmen ne diyoruz? Zalimler için yaşasın cehennem, olay budur.

Bizim AK Parti olarak yeni Türkiye anlayışımız 23 Nisan 1920’deki yeni Türkiye anlayışıyla birebir örtüşen bir anlayıştır. 23 Nisan 1920, bu ülkedeki her bir unsurun, her bir ferdin bu ülkenin kurucu unsuru olduğu anlayışının miladı olan bir tarihtir. 23 Nisan şudur değerli arkadaşlar: Elinde silahı olanın elinde silahı olmayana üstünlüğü yoktur. Elinde parası olanın elinde parası olmayana üstünlüğü yoktur. Gazetesi, televizyonu olanın olmayana üstünlüğü yoktur. Okumuş olanın ümmiye, Türk’ün Kürt’e, Sünni’nin Alevi’ye, batılının doğuluya, şehirlinin köylüye üstünlüğü yoktur, hiçbir zümrenin diğer zümre üzerinde üstünlüğü yoktur. 77 milyonun her bir ferdi bu ülkenin kurucu unsurudur. Türkiye Cumhuriyeti’nin sahibidir, Türkiye’nin istikbalinde söz sahibidir. Cumhuriyet, tek bir kişinin ve ailenin sultasını sona erdirirken, dikkatinizi çekiyorum; yeni diktatörler, yönetici elitler ya da milli şefler tesis etmek için kurulmamıştır. Oy sandığı önünde ailesi, gelir durumu, etnik kökeni, mezhebi, yaşam tarzı ayırt edilmeksizin herkes eşittir. Aynı şekilde Türkiye’nin istikbalini, Türkiye’nin kaderini tayin hususunda dağdaki çoban da, üniversitedeki profesör de çok tabii olarak aynı derecede söz sahibidir. Cumhuriyetin hemen ardından tek parti dönemi millet üzerinde öyle bir baskı oluşturmuş, milleti öyle sindirmiştir ki bu ülkenin asıl sahipleri, bu ülkenin kurucu unsurları, yani çoğunluk maalesef kendilerini dışlanmış hissetmişlerdir. Darbeler azınlığı iktidara taşırken, çoğunluğun hissiyatını, çoğunluğun hukukunu adeta ayaklar altına almıştır. İşte yeni Türkiye bu çarpık gidişin artık son bulduğu, tarihe karıştığı bir Türkiye’dir.

Bakın biz 12 yıldır Türkiye’yi hayalleriyle buluşturmanın mücadelesini veriyoruz. Ama şahsen benim öyle bir hayalim var ki bu hayalin gerçekleşmesini gerçekten çok ama çok arzu ediyorum. 77 milyonun her bir ferdinin kendisini bu ülkenin asıl sahibi olarak hissetmesini, özgüven içinde olmasını, başını öne eğmeden dimdik ayakta durmasını gönülden arzu ediyor, bunun samimi hayaliyle yaşıyorum.

23 Nisan 1920’de biz milletçe böyle bir hayalin peşine düştük. Ne yazık ki tek parti dönemlerinde bizim bu hayallerimiz örselendi. Ama şimdi biz bu hayali gerçeğe dönüştürmenin, bu hedefi mümkün hale getirmenin mücadelesini veriyoruz. Çetelerle mücadele ederken aslında yakın bir hayalin peşinde koşuyoruz. Cuntayla, mafyayla, bunlarla mücadele ederken işte bu samimi hayalin peşinden koşuyoruz. Belli zümrelerin tahakkümüne son verirken işte bu hayalin özlemiyle gayret gösteriyoruz. Biz azınlığın çoğunluğa baskı kurduğu bir iklimden ülkeyi çıkarıp herkesin birbirine aynı nazarla bakabildiği bir iklimi inşa ettik, inşa ediyoruz.

Hep söyledik, bugün de söylüyoruz; Türkiye, sesi çok çıkanların egemen olduğu bir ülke değildir. Türkiye, sokaklara çıkıp şımarıkça camı-çerçeveyi indirenlerin tahakküm kurabildiği bir ülke değildir. Türkiye, parası olanın düdüğü çalacağı, manşet atanın rota çizeceği bir ülke değildir.

81 vilayetteki her bir il, ilçe, belde, köy ve mezradaki kardeşimin bu hissiyat içinde olmasını, başı dik, onurlu, özgüvenli biçimde kendisini bu ülkenin sahibi olarak hissetmesini istiyoruz. Yurt dışındaki tüm vatandaşlarımızın, dünyadaki tüm kardeşlerimizin güçlü bir devlet olan Türkiye’nin yanlarında olduğunu hissetmesini, bu özgüven içinde olmalarını arzu ediyoruz. Milletimizin bu hissiyatı Türkiye’yi işte bugünlere taşıdı. 30 Mart seçimleri öncesinde işte o kendisini imtiyazlı zanneden, kendisini asilzade, kendisini bu ülkenin yegane sahibi zanneden kibir abideleri kaybetmiş, milletten cevaplarını almıştır. Millet en ağır saldırılar karşısında gücünü, iradesini, sabır ve dirayetini tüm dünyaya hissettirmiştir.

Değerli kardeşlerim, azınlığın çoğunluğa tahakküm ettiği dönemler bir daha geri gelmemek üzere mazide kalmıştır. Milli irade, milli egemenlik 94 yıl sonra bir kez daha ülkemize tam anlamıyla hakim olmuştur.

Değerli milletvekili arkadaşlarım, 2007 yılında Cumhuriyetimizi daha da güçlendirmek, milli egemenliği ve demokrasiyi tahkim etmek için çok önemli bir anayasa değişikliği yaptık. Bildiğiniz gibi 2007 yılında yargı Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin kararına müdahale ederek Cumhurbaşkanlığı seçimlerini engellemek istemişti. Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin her kurum ve iradenin üzerinde olduğunu 2007’de bir kez daha gösterdik. Buna CHP karşı çıktı, MHP karşı çıktı, BDP karşı çıktı. AK Parti olarak biz 330’u yakalayarak ne yaptık? Millete gittik. Millet ne dedi? Yüzde 58’le 26 maddelik anayasa paketinizi onaylıyorum dedi ve bu değişiklikle bugüne geldik.

Bir anayasa, yeni anayasa buyurun oturalım yapalım dedik. Biz 327 milletvekiliyle o Anayasa Uzlaşma Komisyonunda 3 kişiyle temsil edildik, öbür tarafta CHP’si, MHP’si, BDP’si, toplamda 220 idi, hepsi 9 kişiyle karşımızda temsil edildiler. Ne oldu, yeni anayasaya evet dediler mi? Bakın mutabık kalınan dört partinin 60 madde var, bu 60 madde de stop, orada nokta kondu. Yürümüyor bu hiç dendi. Kim dedi? Meclis Başkanımız bu böyle yürümeyecek dedi. Biz ne dedik? Daha önce kalktı Ana Muhalefetin Genel Müdürü dedi ki; 48 maddedeydik, daha sonra 60 oldu, dedi ki; biz bunları Meclis’ten çıkarmaya varız. Öyle deyince ben de arkadaşlarıma hemen görüşün dedik tamam, buyur beraber yapalım bu işi dedik ve CHP’nin Genel Müdürü arkadaşlarım onların yetkililerine gidince dediler ki; hayır MHP’yle BDP de bu işe evet demesi lazım. İkimizin oyu buna yetiyor işte, gel 60 maddeyi halledelim, bak bunun üzerinde dördünün mutabık kaldığına dair imzaları var. Dördü bununla mutabık kaldığına göre hiç olmazsa bu 60 maddeyle ilgili Meclis’te çalışmamızı yapalım, şunu şöyle bir 15 günde, 3 haftada Parlamentodan çıkartalım iki parti olarak ve Anayasamızın bu 60 tane maddesini de bu vesileyle değiştirmiş olalım. Arkadaşlar, orada da mızıkçılık yaptılar ve kaçıp gittiler. Niye? Bunlar hiçbir zaman inşa etmeye değil yıkmaya geldiler. Her zaman yıkmak, her zaman için bunlar olumsuzluğun yanında, negatif olmanın yanında yer aldılar. Fakat bizler ne yaptık Allah’ın izni ve milletin takdiriyle Türkiye’de dedik ki, artık Cumhurbaşkanlığı seçimleri bir gerilim fırsatı olmaktan, Türkiye’ye ağır bedeller ödeten bir süreç olmaktan çıkacaktır dedik ve çıkarttık. 20 milletvekili ya da siyasi partilerin göstereceği uygun her aday milletin huzuruna çıkacak, milletten yetki alırsa Türkiye Cumhuriyeti’nin cumhurbaşkanı olabilecek.

Değerli arkadaşlarım, AK Parti olarak 10 Ağustos’taki Cumhurbaşkanlığı seçimleri için istişarelerimiz yoğun şekilde devam ediyor. Biz bir istişare partisiyiz, her işimizi istişareyle yaparız ve bugüne kadar bunu böyle yaptık, böyle getirdik, böyle götürüyoruz. Geçtiğimiz hafta milletvekillerimizle, yani sizlerle bir istişare toplantısı gerçekleştirdik, kanaatlerinizi aldık. Ardından Genişletilmiş İl Başkanları Toplantımızı yaptık, orada da istişarelerimizi gerçekleştirdik ve kanaatleri aldık. Büyük Kongre delegelerimizle, Kadın ve Gençlik Kollarımızla şimdi bu hafta içinde bir araya geliyoruz, onlarla da konuşacağız, onların da kanaatini alacağız. Ve kanaat önderleriyle bu arada görüşmelerimiz oluyor ve olacak, Cumhurbaşkanımızla da aynı şekilde bu konuyu ele alıp değerlendirmemizi yapacağız.

Tabii çıkıyor bakıyorsunuz ki MHP’nin Genel Başkanı bu işe diyor iki kişi karar veremez. Sen mi vereceksin kararı ya? Yani biz bu kadar geniş kapsamlı bir istişareyi yapıyoruz tabii bu arada da biz Cumhurbaşkanımızla da böyle bir konuyu açık, net değerlendiririz ve ondan sonra da bunun kararını kim verecek, nihai kararını? Millet verecek. Ya bu kadar siyasetin acemisi, bir çırak bu, bu işlerden anlamıyor. Nihai kararı verecek olan kimdir? Millettir. Yani Cumhurbaşkanlığı bu noktada böyle hakikaten çantada keklik bir olay değil. Millete gidilecek aday kim olursa olsun. Nihai kararı kim verecek? Millet verecek. Nedir bu telaşınız o zaman? Bakıyorsun öbür tarafta CHP’nin Genel Müdürü, o da tutuşmuş. Şimdi zaten kendi içlerinde bir araya girdiler, Pensilvanya’yla niye böyle bir araya geldiniz, neden böyle oldu, neden böyle oldu, bunu görmediniz mi ya; olacak olan buydu. Bunlar kime yar oldu ki, size yar olacaktı?

Bak tek ceketle yola çıktı şu anda binlerce dava açıyor. Ya bunun sen zaten sadece harç ücretini nereden buluyorsun? Tek ceketin vardı, herhalde şimdi ceketsiz kalmış vaziyette. Dava üstüne davalar açıyor, tazminat davaları, herhalde buralardan ciddi bir rakam toparlayacak, bu rakamlarla da herhalde inşaatın kalan kısımlarını tamamlayacaklardır; böyle bir durum var. Ve şu dönem içerisinde yargının tüm kurumları içerisinde olanlar ortadadır, yapılanlar ortadadır. Adana olayı ortadadır. Hala utanmadan, sıkılmadan yazdıkları çizdikleri ortadadır. Neyi yazıyorsun, neyi çiziyorsun? Sen bu ülkenin Başbakanını dinleyeceksin, Dışişleri Bakanlarını dinleyeceksin, bakanların kendi arasında yaptıkları konuşmaları dinleyeceksin ve bunu da kalkacaksınız kendiniz dinleteceksiniz, utanmadan sıkılmadan belge diyeceksin. Ne belgesi, işte belge, işte belge, ne belgesi? Yani kalkıp da şunu söyleyemiyorlar: Bu ülkenin Başbakanı nasıl dinlenir diyemiyorlar. Bakanların kendi aralarındaki konuşmalar dinlenemez diyemiyorlar. Adeta devletin kurumlarını bu noktada kendilerinin dinleme seanslarının yapıldığı yerler haline getirdiler ve bunları savunacak kadar alçaklar, bunları savunacak kadar. Bunun savunulur yanı var mı ya? Utanmadan sıkılmadan köşelerinizde kapmışsınız bir kalem oralardan yazıyorsunuz. Neyi yazıyorsunuz, sizin adalet anlayışınız bu mu? İnsanların mahremine girdiniz, sizin din anlayışınız bu mu? Nasıl girersiniz insanların mahremine? Yani bu denli bu işin maalesef değerli kardeşlerim, şu anda istikameti kaybolmuş ve istikametini kaybetmiş olan bu takım şimdi elinden geldiğince artık son çırpınışlarını oynuyor. Arkadaşlar, biz bu işin altyapısını, zeminini oluşturuyoruz ve gereğini neyse bir defa yapacağız. Bunun için de bütün milletvekili arkadaşlarıma A’dan Z’ye görev düşüyor. Siz milletin vekilisiniz arkadaşlar. Bu millet yüzde 45,5’la meydanlarda ne dedi? Biz bunların yolsuzluk yaftalarına inanmıyoruz. Ama sizden bir şey bekliyoruz; bu iftirayı atanları, bu müfterileri sizler gereken cezayı bunlara vermeniz lazım diyor. Bunların elinde hep söyledim, meydanlarda da söyledim, şantaj kasetleri var. Bu devletin en tepesinden en aşağısına kadar. Kaç kere söyledim, Cumhurbaşkanının da şantaj kaseti bunlarda var, benim de vardı, Genelkurmay Başkanının da. Ama ben diyorum ki, benimle ilgili varsa çıkın açıklayın diyorum, açıklamazsanız namertsiniz diyorum, açıklayın diyorum. Tabii şahsımla alakalı aradıklarını bulamadılar, bulamayacaklar. Benim bakanlarımla yaptığım görüşmeleri ancak verebildiler veya eşimle, çocuğumla yaptıklarımı verebildiler, veremeyecekler, bulamayacaklar. Çünkü bunlarda o şeref yok. Geçenlerde konuşmamda da söyledim ya, düşman bile bu şerefsizliği yapmaz, bunlar bunu yaptılar.

Değerli kardeşlerim, bizim bu noktada aldığımız terbiye farklıdır. Biliyorsunuz Hazreti Ali düşmanı öldürmek için yatırıyor. Tam boynunu vuracak, düşmanı ona tükürüyor. Tükürdüğü anda Hazreti Ali onu öldürmekten vazgeçiyor. Şu ana kadar seni inancımın gereği için öldürecektim, ama şimdi buna nefsim karışır diye seni öldürmekten vazgeçiyorum diyor. Tablo bu. Ama bunlar bunu göremediler ve vicdansızca hareket ettiler. Şimdi de farklı gayretlerin içerisindeler, ama biz de AK Parti olarak elimizden geleni yapacak ve bu devleti bu Haşhaşilerden Allah’ın izniyle temizleyeceğiz.

Bütün bu istişareler neticesinde adayımızı açıklayacak, yolumuza kararlı şekilde devam edeceğiz. Cumhurbaşkanlığı seçim sürecinin de, sonraki sürecin de Türkiye için kayıp zamanlar olmaması için çok büyük hassasiyet içindeyiz. Gerek seçim öncesi 3,5 aylık dönem, gerek seçim sonrasındaki dönem Türkiye için, ekonomimiz için, çözüm süreci için asla bir belirsizlik süreci olmayacak. 2023 hedefleri toplumun üzerinde ittifak ettiği hedeflerdir ve isimler değişse bile bu hedeflerimiz baki kalacak, bu hedeflere ulaşmak için tavizsiz çalışacağız.

Seçim öncesi ve sonrası için Türkiye’de belirsizlik bekleyenler, kaos bekleyenler hiç kuşkunuz olmasın hayal kırıklığı yaşayacaklar. Zira biz isimlerle değil ilkelerle hareket eden bir partiyiz. İsimler değişse de, AK Parti ilkeleri doğrultusunda geleceğe ilerleyecek, fitne ve nifakı yanında yaklaştırmadan, yılmadan ve yıkılmadan dava taşını gediğine taşımaya devam edecektir. Aday tespit sürecimiz ve sonrasına ilişkin kararlarımız ne şekilde tecelli ederse etsin bundan Türkiye kazanacak, bundan milletimiz kazanacaktır.

Değerli milletvekili arkadaşlarım, çok değerli misafirler; yarın inşallah Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde 23 Nisan özel oturumunu gerçekleştirecek, Başbakanlıkta da çocuklarımızı kabul edecek, bayramlarını tebrik edeceğiz.

Hafta sonuna kadar uluslararası kabullerimiz ve diğer çalışmalarımız yoğun bir program çerçevesinde devam edecek. Hafta sonunda üç ilimizi kapsayan ziyaretlerimiz olacak. Teşekkür ziyaretlerine başlıyoruz, bunlardan Cumartesi günü Konya’dayız, zira Konya’ya gidememiştik, şimdi bu ziyaretimizi gerçekleştireceğiz ve Konya’nın Ereğli ilçesine sözümüz vardı, oraya inşallah gideceğiz ve Ereğli’den de Karaman’a geçeceğiz Karaman ilimizi de ziyaret edeceğiz. İnşallah Tokat ziyaretinde de bir Erbaa ziyareti yaparız inşallah. Pazar günü de Kayseri’yi inşallah ziyaret edeceğiz, Kayseri’de açılışlarımızı ve mitingimizi yapacağız oradan da sözümüz vardı Yozgat’ın Boğazlayan ilçesini ziyaret edeceğiz. Konya ve Kayseri mitinglerine bildiğiniz gibi sesimin rahatsızlığı sebebiyle gidememiştim ve şimdi o mutluluğu ertelenmiş olarak gerçekleştireceğiz. İnşallah Konya ve Kayseri’de bu mitinglerimizi telafi eden bir buluşma yapacağız.

Beykoz’da her zaman beraberiz zaten ya, inşallah. Karaman ve diğer iki ilçemizi de bu vesileyle ziyaret etmiş olacağız. Türkiye Büyük Millet Meclisi’ndeki çalışmalarımız da hız kesmeden devam edecek. Muhalefetin hırçın tavrına rağmen MİT Yasası geçtiğimiz hafta yasalaştı. Biz muhalefetin tavrını çok iyi anlıyoruz, sürekli kaybediyor olmanın nasıl bir hırçınlığa yol açtığını çok iyi görüyoruz. Onlar başarısızlıklarını örtmek için hırçınlık yapacak, gerilim üretecekler, biz de her zamanki gibi ülkeye, millete hizmet üreteceğiz.

Rabbim yar ve yardımcımız olsun diyorum, Meclis çalışmalarında sizlere başarılar diliyorum. Hepinize Allah’a emanet ediyor, sizleri sevgiyle, saygıyla selamlıyorum.

dbLogoBeyaz
akp

© 2022. Tüm Hakları Saklıdır. Sitede bulunan hiçbir materyal izinsiz kullanılamaz.